PSİKİYATRİST (RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UZMANI) KİMDİR VE NE İŞ YAPAR?

Psikiyatrist ruh sağlığı ve hastalıklarında uzman bir hekimdir.  Psikiyatrist 6 yıllık tıp fakültesi eğitimi sonrası en az 4 yıl da bir üniversite ya da bir eğitim ve araştırma hastanesinde kuramsal ve uygulamalı eğitim alarak tüm ruhsal hastalıkların tanı ve tedavisinde yetkin olan bir uzman hekimdir. Bir psikiyatrist tüm ruhsal (psikolojik/psikiyatrik) hastalıkların ya da sorunların tıbbi, biyolojik, genetik (ırsi, ailevi), gelişimsel, çevresel, psikolojik nedenlerini araştırmak, bulmak ve uygun tedaviyi başlatmak için gerekli muayeneleri, görüşmeleri yapan, belirti ve bulgular üzerinden tanı koyan, tanı koymak için gerekirse kan testi, görüntüleme yöntemleri (MR, Tomografi, ultrason, EEG, uyku laboratuvarı vs) ve psikolojik testlerini isteyen, bu sonuçları kendi bilgi ve tecrübesi ile yorumlayarak tanı koyan, tanı sonrası gerekli tedavinin planlanması (ilaç tedavisi, terapi –psikoterapi – , EKT, transkranial manyetik stimülasyon, ışık tedavisi, psikoeğitim vs) yapan bir hekimdir. Tedaviyi bazen tek tedavi yöntemi ile yürütür ya da bazen birkaç tedavi yöntemini bir araya getirir (ilaç tedavisi ve terapi (psikoterapi), ışık tedavisi ve ilaç tedavisi, ilaç tedavisi ve psikoeğitim vs). Bir psikiyatrist eğer bir tedavi (ya da terapi) konusunda kendini yetkin görmüyorsa hastayı (ya da danışan kişiyi) o zaman o tedavi (ya da terapi) konusunda eğitim almış bir psikiyatriste yönlendirir.

MANİK – DEPRESİF (BİPOLAR) BOZUKLUK

          Manik – depresif (bipolar) bozukluk toplumda % 1 oranında görülmektedir. Tanı en az bir manik (taşkın-hareketli) ya da karışık (miks) dönemin görülmesi ile konmaktadır. Hastada ilk manik dönemin ortaya çıkmasından önce genellikle bir ya da birden çok depresif (durgun-mutsuz) dönem olmaktadır. Hastalık tipik olarak ergenlik ya da 20’li ve 30’lu yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Manik – depresif bozukluk (bipolar) hayat boyu süren bir hastalıktır. Uygun bir şekilde tedavi edilmez ise depresif ve manik dönemlerin şiddeti, sıklığı ve süresi zamanla artar. Manik-depresif bozukluğun ilk belirtileri çıktıktan sonra doğru tanının konmasına kadar geçen süre ortalama 5-10 yıldır.

          Hastalığın depresif döneminde kederlilik, mutsuzluk, durgunluk, hayattan zevk almama, hayatın anlamsız olduğu düşünceleri, yorgunluk, çok uyuma ya da az uyuma, iştahta azalma ya da artma, kilo alma ya da verme, dikkatte azalma, kararsızlık, hatırlama sorunları, suçluluk, değersizlik düşünceleri, ölüm düşünceleri, intihar düşünceleri ya da intihar planları olabilir. Hastalığın ağır durumlarında sanrılar görülebilmektedir. Tanı koymak için yukarda ki belirtilerin hepsinin görülmesine gerek yoktur.

          Hastalığın manik döneminde neşe, coşku ve mutlulukta aşırılık, sanki bulutların üzerinde uçuyormuş gibi hissetme, bedensel hareketlerde artma (hiperaktivite), çılgınca ve amaçsız hareketler, az uyuma, uykunun gelmemesi, aşırı enerjik hissetme, çok konuşma, hızlı ve yüksek sesle konuşma, konuşmanın durdurulamaması, dikkatin çabuk dağılması, sinirlenme ya da saldırgan davranışlar, gereksiz yere çok para harcama, riskli işlere girişme, dürtüsel davranma, cinsel istekte artma, kendine aşırı güven, bazen kendini tanrı yerine koyma sanrıları, sesler duyma, hayaller görme olabilmektedir. Yine depresif dönemde olduğu gibi tanı koymak için tüm belirtilerin görülmesi gerekmemektedir. Manik dönem kişiden kişiye ve aynı kişide çok farklı belirtiler gösterebilmektedir.

          Manik – depresif (bipolar) bozuklukta bazen hem manik hem de depresif dönemler iç içe geçer ve bu döneme miks dönem denir.

          Hastalık güçlü genetik (ırsi) geçiş gösterir ve bu durum aile, tek ve çift yumurta ikiz çalışmaları, gen çalışmaları kanıtlanmıştır. Beyin görüntüleme çalışmalarında beynin bazı bölgelerinde hacim ve işlev değişikliği olduğu gösterilmiştir. Hastaların 1., 2. ya da 3. derece akrabalarında manik-depresif bozukluk, depresyon ya da şizoaffektif bozukluk olma olasılığı da artmıştır. Hastalık kadınlar ve erkeklerde eşit oranda görülmektedir.

          Manik-depresif bozukluğu bulunan hastalarda başka bir psikiyatrik rahatsızlık bulunması bir istisna değil bir kaidedir. Sıklıkla madde kötüye kullanımı (alkol, esrar, kokain, uyarıcı madde ve ilaçlar, yeşil reçeteyle kullanılan ilaçlar), sıkıntı bozuklukları (panik bozukluk, sosyal fobi, obsesif – kompulsif bozukluk) ve yeme bozuklukları manik-depresif bozukluğa eşlik eder. Manik – depresif bozukluğa eşlik eden psikiyatrik bir bozukluğun varlığında teşhis koymak ve tedavi etmek çok daha zorlaşır. Manik-depresif bozukluğun çok hafif formları ise sıklıkla gözden kaçar ya da başka bir psikiyatrik hastalık sanılıp öyle tedavi edilmeye çalışılır. Hafif formları sıklıkla kişilik bozukluğu ve özellikle borderline kişilik bozukluğu ile karışır. Çocuklarda ise yanlışlıkla yıkıcı davranış bozukluğu tanısı konabilir. Ama çocuklar ve ergenlerde daha büyük sorun hem manik – depresif bozukluğun hem de dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHB) bozukluğunun bir arada bulunmasıdır. Bazen de çocuk ve ergende sadece manik – depresif (bipolar) bozukluk vardır ancak iki hastalığın belirtilerin birbirine benzemesi nedeniyle yanlışlıkla dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHB) tanısı konabilir.

          Manik – depresif bozukluk çok farklı belirtiler, hızlı değişken yapısı, başka psikiyatrik hastalıkları (özellikle çocuk ve ergenlerde) taklit edebilen yapısı, birçok başka psikiyatrik hastalıklar ile aynı anda bulunması, mesleki, akademik ailevi, insanlar arasındaki yıkıcı yanıyla, ciddi ekonomik kayıplara neden olabilen özelliği ile tanı ve tedavisi oldukça karmaşık ve zordur. Ailenin, çevrenin ve arkadaşların hastayla ilgili izlenimleri tanı koyma süreçlerinde oldukça yararlıdır. Manik – depresif bozukluğun en kötü sonucu ise yüksek oranda görülen intihardır.

          Manik – depresif (bipolar) bozukluğun tedavisinde uygun ilaç tedavisi zorunludur. İlaç tedavisinin yanında uygun görülen psikoterapi, hem hastanın hem de ailesinin hastalıkla ilgili bilgilendirilmesi ve eğitimi (psikoeğitim) gerekir.

HİPNOZ (TRANS)

Hipnoz (trans) kişinin çevresel farkındalıktan uzaklaşarak dikkat ve algıda yoğun bir şekilde konsantre olabilme yeteneğidir. Hipnoz beynin normal bir aktivitesidir. Aslında hipnoz uygulayan kişi bir diğer kişiyi hipnoz etmez. Kişilerin hipnoz olabilme (edilebilme) yeteneği (kapasite) zaten kendisinde vardır. Sadece hipnoz uygulayan kişi hipnoz olmak isteyen kişiye hipnoz olması için fırsat ve uygun ortam yaratır. Hemen hemen her insan günlük yaşantısında kendiliğinden ve farkında olmadan hipnoza (transa) girer ve çıkar. Ancak bu durumun hipnozun hafif bir hali olduğunu bilmezler. Hipnoz olabilme (edilebilme) yeteneği (kapasite) kişiden kişiye değişir. Çocukların hipnoz edilebilme (olabilme) yeteneği (kapasite) erişkinlere göre daha yüksektir ve yaşlılıkta azalır.

      Hipnoz Hakkındaki Yanlış Bilgiler

1: Hipnoz uykudur. Aslında hipnoza (trans) giren kişi normalden daha uyanık ve dikkatlidir. EEG (elektroansefalogram) çalışmaları hipnoza girmiş (trans hali) kişinin tamamen uyanık olduğunu bilimsel olarak kanıtlamıştır.

2: Hipnoz hastaya uygulanır. Hipnoz kapasitesi (edilebilme yeteneği) kişinin içinde zaten doğuştan itibaren vardır. Hipnoz uygulayan kişi yalnızca hipnoz olmak isteyen kişinin bu içsel kapasitesini (yeteneğini) araştırması, bulması ve harekete geçirmesi için uygun ortamı hazırlar. Yani hipnoz uygulayan kişi hipnozun (transın) oluşmasında sadece kolaylaştırıcı bir rol oynar. Hipnoz uygulayan kişinin (doktor vs) herhangi bir kimseyi (hasta vs) hipnoz etme gücü yoktur. Güç (kapasite-yetenek) hipnoz olmak isteyen kişinin (hasta) kendi içindedir.

3: Sadece güçsüz ya da hasta insanlar hipnoz edilebilirler. Tam tersine hipnoz yaşayabilen insanlar görece sağlıklı insanlardır. Beynin organik hastalıklarında (şizofreni, zeka gerilikleri, Alzheimer-bunama gibi) ve dikkatin azaldığı diğer psikiyatrik hastalıklarda hipnoz kapasitesi (yeteneği) azdır ya da hiç yoktur.

4: Hipnoz sadece doktor yaptığında olur. Bazı kişiler günlük yaşamda kendiliğinden (bir doktorun yardımı olmadan) hipnoza (transa) girip çıkarlar.

5: Hipnoz bir terapidir. Hipnoz kendi başına bir terapi (tedavi edici) değildir ve onun içinde hipnoterapi ve hipnoterapist gibi terimler yanlıştır. İyi bir tedavi edici strateji içinde hipnoz hali (trans hali) tedaviyi hızlandırabilir ve kolaylaştırabilir. Yani hipnoz bir tekniktir, terapi değildir.

6: Hipnoz tehlikelidir. Hipnozun (trans) kendisi hasta için tehlikeli değildir. Ancak hipnozun kötüye kullanılması ve bu yolla çıkar sağlanmaya çalışılması hasta için tehlikeli olabilir.

7: Bir belirtinin ortadan kaldırılması yeni bir belirtin oluşması demektir. Klasik psikanalitik bakış açısı belirtilerin bilinç dışı olduğunu ve bir belirtinin ortadan kaldırılmasının kapalı enerji sistemleri gereğince yerine başka bir belirtinin ortaya çıkması ile sonuçlanacağını ileri sürer. Ancak literatürde bunu destekleyecek az sayıda bildiri bulunmaktadır.

      Tedavideki yeri

Hiç bir tedavi yüzde yüz tedavi edici değildir. Aynı şekilde hipnoz da yüzde yüz tedavi edici değildir. Hipnoz bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda psikiyatri uzmanının uygun görmesi ile uygulanabilir. Hipnozun psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde kullanım alanı oldukça dardır. Sigara içmek, aşırı yemek, anksiyete bozuklukları, fobiler, konversiyon bozukluğu, disosiyatif bozukluklarda, psikosomatik belirtilerin kontrolü, kronik ağrı ve bazı operasyonlarda ağrıyı ortadan kaldırma (diş operasyonu gibi) gibi durumlarda klasik terapi ve ilaç tedavisi yerine eğer gerekiyorsa kullanılabilir. Bazen bu seçenekler kombine edilebilir. Hipnozun en etkili olduğu alan ağrı hissinin ortadan kaldırılmasıdır. Genel ilke olarak bir kişinin psikiyatrik rahatsızlığı ne kadar organik ise o kişinin (hasta) hipnoz olabilme kapasitesi (yeneneği) kadar azdır. Örneğin Alzheimer (bunama), mental redartasyon, şizofreni, bipolar (manik depresif) bozukluk ve benzeri rahatsızlıklarda hastaların hipnoz olabilme kapasiteleri yoktur ya da çok azdır. Aynı şekilde kişilik bozukluğu olan hastaların hipnoz olabilme kapasiteleri (yeteneği) genelde azdır. Ayrıca bir kişinin hipnoza (transa) girmesi onun iyileşeceği, sorunlarından kurtulacağı anlamına gelmez.