YAS (MATEM) TUTMAK

Yas (matem) terimi bizim için önemli bir kişi ya da insan dışı bir canlı ya da nesneyi istemediğimiz halde kaybettiğimizde yaşadığımız elem, keder, acı, özlem, tekrar kavuşma isteği gibi düşünce ve duyguları tanımlamak için kullanılmaktadır. Kayıp ya bizim için önemli kişinin ölmesi ya da o kişi olan ilişkimizin bitmesi (ayrılık) ile olmaktadır. Yas tutmak yani tutabilmek ruh sağlığının bir göstergesidir. Yas tutmamak (tutamamak) işlerin kötü gittiğini gösterir. Normal yas süreçleri dışında yas tutamama, yas üzerine depresyonun eklenmesi ya da yasın hep aynı şiddette devam etmesi gibi patolojik (hastalıklı) yas süreçleri gelişebilir.

Normal yas süreci (komplike olmamış yas)

Her şey yolunda giderse normal yas süreci yaşanabilir. Ama kayıp normal bir şey değil ki. Yas kayba karşı organizmanın, beynin, ruhsal dünyamızın bir tepkisidir. Geçmişte başarılı bir şekilde yapılan yaslar bizi ilerde kayıplara karşı yaşayacağımız yaslardan başarılı çıkmamıza yardım eder. Biz doğduğumuz andan itibaren kayıp yaşarız. Anne memesinden ayrılmak, yürüyebilmek için ana kucağından ayrılmak, büyüdükçe özgürleşmek, özgürleştikçe anne ve baba ve kardeşlerden uzaklaşmak, evden ayrılmak, hastalık nedeniyle bir organını kaybetmek. Bir de ruhsal dünyamızda gerçekleşen ayrılıklarımız (kayıplar) var. Büyüdükçe bırakılan çocuksu yapılar, düşünceler, duygulara karşı da yas tepkileri geliştiririz. Kayıp için illa ölüm olması gerekmiyor ve yukarda sayılan her ayrılık bir kayıp ve bu kayba karşı da bir yas tepkisi olmaktadır. Her kayıp bizi daha da güçlendirmekte ve olgunlaştırmaktadır.

Yasın ilk dönemi: Kriz

Kayba karşı tepkilerimiz şok, inkar, isyan, depresyon, pazarlık ve kabullenme şeklinde olmaktadır. Bu tepkiler yasın kriz döneminde olmaktadır.  Sıralama böyle olmakla birlikte bazen bu tepkiler iç içe geçer veya biri diğerinden daha önce gelebilmektedir. Birisi ile olan ilişkimiz ne kadar yoğun, derin ve uzun süreli ise yas sürecimizde o kadar uzun sürer. Bizim psikolojik yapımız da yasımızı nasıl yaşayacağımızı belirler. Eğer bebeklikten beri yaşadığımız ayrılıklar (kayıp) sonrası yasımızı başarılı bir şekilde tutmuş isek bundan sonraki yaslarımızı da daha iyi tutabileceğimiz anlamına gelir. Yas konusunda uzman psikiyatrist-psikanalistler yasın ortalama 1-2 yıl sürdüğünü söylemektedirler.

Krizin ilk anlarında şok dönemi vardır. Tepkilerimiz hem fiziksel hem de psikolojiktir. Algılarımızda (görme, işitme, dokunma vs) değişikler olur, nefesimiz kesilir, dona kalır ve kaslarımız gevşer. Gerçek üstü bir dünyada yaşıyor gibi hissederiz, uyuşukluk içine gireriz, her şey bize uzak gelir. Bir süre sonra fiziksel tepkiler azalırken yoğun bir şekilde kaybımızı geri getirmeye çalışırız, yoğun bir keder duygusu yaşarız.

Yadsıma (inkar) mekanizması acımızı azaltmaya yarar. Yoksa acımız dayanılmayacak yoğunluğa erişir, ruhsal dünyamız bu kadar büyük bir acıya dayanamaz. Acımızı zamana yayarız. Yadsıma ile sevdiğimiz kişinin aslında ölmediği ya da sevdiğimiz kişiden ayrılmadı mızı düşünürüz. Zihnimizin bir oyunudur bu.

Pazarlık etme ölümü ya da ayrılığı az da olsa kabul etmeye başladığımızı gösterir. Eğer şöyle yaparsam aslında o kişi ölmemiştir gibi ya da şöyle yapsaydım ölmezdi ya da o beni terk etmezdi gibi.

Öfke artık ölümü ya da ayrılığı iyice kabul etmeye başladığımız anlamına gelir ve daha sağlıklı bir tepkidir. Bu tepkiler sen beni nasıl bırakıp ta gidersin şeklindedir.

Ölümü ya da ayrılığı kabul ettikten sonra yasın ikinci dönemine geçeriz.

Yasın ikinci dönemi: Yasın işlenmesi

Kabullenmeden sonra yasın ikinci dönemi başlar. Bu dönemde o kişiyle olan ilişkimizi tekrar değerlendirir ve sonrasında onu bir anı haline getiririz. Eğer bunu yapamaz isek o kişiyle olan ilişkimiz zihnimizde döner durur ve bizi sürekli rahatsız eder. O kişiyle yaşadığımız anılar, duygular, hatalar, keşkeler, kırgınlıklar, pişmanlıklar, iyi ve kötü zamanlarımızın tekrar tekrar değerlendirmesi yapılır. Her değerlendirmeyle birlikte duygulanır, üzülür ve seviniriz.

Yas tutan kişi kaybettiği (ölüm veya ayrılık) kişiye ait nesnelerin bazılarını tutar, atmaz. Bazen kaybettiğimiz kişinin sevdiği şeyleri (müzik, okuduğu kitaplar, fikirleri, ideolojisi, gittiği yerler) yaparız. Fotoğraflarını büyütür ve odanın başköşesine koyarız. Ne zamanki ölen ya da ayrıldığımız kişiden zihnimizde ayrılmaya başlarız o zaman bu dış nesnelerden de ayrılmaya, onları bırakmaya başlarız. Yani iç dünyamızdaki bırakma ile dış dünyamızdaki bırakma paralel gider.

Düşlerimiz (rüyalar) yas süreçlerinde nerelerde olduğumuzu gösterir. Ölen kişiyi rüyalarımızda başta canlı halde görürken zamanla hasta, çürümüş, hareketsiz ve en son olarak ölen kişiyi ölmüş olarak görürüz. Artık ölen kişi bizi rahatsız etmez. Ama bir anı olarak varlığını da sürdürür. Anılarımız bilinçdışımızda yaşamaya devam eder, yok olmazlar. Yas süreçleri ile kaybettiğimiz kişiyle bilinç dışımızda bizi rahatsız etmeyen yeni bir ilişki kurar, ilişkiyi yeniden düzenler ve onu bir “anı” haline getiririz.

Yas tutmaya tamamen son verilemez. Sadece yıllar içinde üzerimizdeki etkisi iyice azalır, anılar soluklaşır ve bizi rahatsız etmez hale gelir.

Yayımlayan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir